Uzun zamandır aradığım bir mektup vardı, kütüphanemizi düzenlerken elime geçtiği için mutlu oldum. Mektubun ve aşağıda okuyacağınız hikâyenin yazarı şu an aramızda değil. Onunla öğretmenlik yaptığım sırada tanıştım. Doğuştan gelen rahatsızlığı onun gelişimini engellemiş, ama onu minik sevimli ve bilgiç bir adama dönüştürmüştü. Okula geç başlamıştı, hastalığı sırasında okuma yazma öğrenmiş ve önüne gelen her kitabı büyük bir zevkle okumuştu. Tanıştığımızda bu tutkusu sürüyordu, sınıfımızın kitaplığı, okul kitaplığı ne varsa okuyordu.
Düzgün bir Türkçesi vardı ve müthiş bir zekâsı ve espri yeteneği. O kadar güzel cümleler kuruyordu ki onu konuşurken izlemek büyük bir zevkti. Yaşı sınıftakilerden büyüktü, bazen espri yapardım ve bir tek o anlardı, galiba sınıfın çok üzerinde olan bu komik durumlara elini dizine vurarak kahkahalarla gülerdi. O kadar mutlu bir çocuktu ki…
Bana hikâyeler yazdığını söylerdi, ben de onun büyüyünce internet başında herkese yetebilecek bir yazar olacağını hesaplardım. İş değişikliğimde ayrıldık, kısa zaman sonra ondan çekingen bir ifadeyle yazılmış bir mektup ve bir hikâye aldım, mektubuna yanıt yazdım ama yollayamadım, kısa bir süre sonra da onu kaybettiğimizin haberi geldi.
Annesi ile bazen konuşurduk bir keresinde tıp ilerliyor filan diye gevelediğimi ve onun bana biz bugünü yaşayarak bitirdiğimizde o kadar çok seviniyorum ki dediğini anımsadım. Ben annesi gibi düşünmüyordum ama oldu işte, aradan altı yıl geçti, hep onun bu hikâyesini yayınlamak istemiştim, şimdi onun için bir şey yapmanın huzurunu yaşayabileceğim. Hikâyesini okuyunca yüreği dünyaları alacak kadar büyük olan Çağatay’ı siz de tanımış olacaksınız.
EMEK
Birgün Hayri adında bir adam, anasına “Anacığım ben Fatma adında bir kızı seviyorum, onu bana iste” demiş. Annesi kızı ailesinden istemiş. Hayri ile Fatma evlenip mutlu bir çift olmuşlar. Güzel bir evleri, güzel de eşyaları olmuş.
Hayri birgün işten dönerken evinin yandığını görmüş. Hemen koşmuş birkaç parça eşyaları kurtulmuş. Paraları bir ev almaya yetmemiş, ama bir gecekondu satın almışlar. Kurtardıkları eşyalarla dayayıp döşemişler. Bu yetmiyormuş gibi Hayri’nin dükkânına hırsız girmiş. Ne var ne yok almış. Eşyaları yıkmış. Kapıları ve pencereleri kırıp kaçmış. Hayri dükkânını böyle görünce çok üzülmüş. Karısına durumu anlatmış. Hayri bir türlü iş bulamamış. Ellerindeki para da zamanla bitmiş.
Hayri bir elini şaklatacak olmuş ki ortaya bir cin çıkmış. “Dile benden ne dilersen” demiş. “Ya bir saray ya da hiç bitmeyecek kadar para ya da bir iş”. Hayri “iş dilerim” demiş. “Çünkü ben emeğimle geçinmek isterim” demiş. Cin onu takdir etmiş. Emeksiz hiçbirşey olmaz demiş. Sana üçünü birden vereceğim. Bir anda Hayri’nin gecekondusunun yerine bir saray gelmiş. Hiç bitmeyecek kadar parası ve işi olmuş. Hayri ile Fatma uzun yılar birlikte ve mutlu yaşamışlar. Masal da burada bitmiş.
Yazarı:Çağatay Kara